Baba Bağışla!
- Gerçeğe Doğru
- 13 May 2018
- 3 dakikada okunur
Tarih 14 Kasım 1940… Bulutsuz, güzel, koyu lacivert ve siyah arası bir gece… Ama tamamen karanlık değil. Aslında en güzeli değil midir tamamen karanlık olmayan bir gece? Biraz ay ışığı; biraz da göz kırpan yıldızlar hangimize karanlığın gerçek egemen olmadığını, asıl olanın ışık olduğunu fısıldamadı ki? Hangimizi teselli etmemişti ya da bize yarın için umut vermemişti?
İngiltere’de sakin, şirin bir şehir olan Coventry, işte tam da böyle bir gecede uçakların motor vızıltılarıyla dehşete düşüyor. Aslında beklenen bir şeydi; ama yine de akıl almaz bir görüntüydü… Şehir sakinleri Nazi Almanyası’nın terörünü ve dehşetini getirip üzerlerine bırakan 400 uçağı seyrediyor. Görevin adı Ayışığı Sonatı… İlginç!… Dünya müzik literatürüne girmiş, dinleyen herkesi sanat, estetik ve en önemlisi yaşamda birleştirmiş olan bu olağanüstü Beethoven bestesi; terörün, ayrışmanın, ölümün ismi olmuştu. Ama biz az önce belirsiz bir gecede bile ay ışığı ve yıldızların bizleri teselli ettiğini söylememiş miydik? Hani? Nerede bu teselli? Ya umut? Yarına umutla baktıran o ışık nerede? Nasıl gölgelenir böyle bir aydınlık?
Hepsi yok olmuştu…
Yaklaşık 30,000 yangın bombası… Önlemler alınmıştı ama kim saf kötülüğün karşısında tamamen hazır olabilmiş ti ki? Kim karşısında durabilmişti ki bunca zalimliğin? Yüzlerce ölü… Binlerce yaralı… Birçok bina yok oluyor.
Şehrin yıkık dökük binaları arasından dimdik duran 100 metrelik bir kule ayakta kalmıştı. Coventry Katedrali’nin kulesi. 1400’lü yıllarda yapılmış olan Coventry Katedrali büyük bir hasara uğramıştı. O gece katedralin çatısındaki yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri arasında katedralin rahiplerinden Richard Howard da vardı.

Ertesi sabah katedralin sadece dış duvarları ve kulesi ayakta kalmıştı. Geriye kalan her şey, tıpkı şehir halkının yaşama sevinci, umudu gibi yok olmuştu. Sabaha kadar süren yangın söndürme çalışmalarından yorgun düşmüş olan Rahip Richard Howard dumanın kokusunu ve ağırlığını hala ciğerlerinde hissediyordu ve hem fiziksel hem de ruhsal olarak yorgundu. Acaba daha önce böyle bir terör yaşamış mıydı? Yıllarca sevgi, fedakarlık, umut, iman gibi kavramlar üzerine vaaz vermişti ama bu geceyi yaşayabileceğini hiç hayal etmiş miydi ki? Çalkantılı bir denizde yüzeyde kalmaya çalışan bir mağdur gibi bu düşüncelerle boğuşurken kilisenin yıkıntıları üzerinde yürüyordu. Birden durur ve eğilir. Titreyen elleriyle şunu yazar: “Baba Bağışla!”
Öfke, adalet, intikam gibi birçok duyguyu içerebilecek bir şey yazabilecekken neden böyle bir şey yazmıştı Richard Howard? Bu kadar vahşetin ve ölümün ardından verilmesi en doğal tepki nefret olmaz mıydı? Neden “Baba Bağışla!” diye yazar bir insan bunca dehşetten sonra? Bari BABA ONLARI BAĞIŞLA deseydi! Herhangi bir dünya standardında suçlu olan gayet ortadayken bunu nasıl ikrar etmezsin? Nasıl parmakla göstermezsin sorumluları? Nasıl adalet istemezsin gözlerinin içine bakarak?
Richard Howard çok önemli bir şeyin farkındaydı: Hepimiz kötü arzulardan, aç gözlülükten, kıskançlıktan, umursamamazlıktan, şehvetten, gururdan, kısacası günahtan sorumluyuz.
Yaratılışta Adem ve Havva günah işlediklerinde, bu sadece kendi hayatlarını değil, bütün yaratılışı etkiledi. Doğanın dengesi bile bozuldu. Biz miras aldık bu manipüle edilmiş, kokuşmuş, çürümüş dünyayı. Bizim katkılarımızla, bizim isyanlarımızla büyüdü bu dağ.
Richard Howard, “Baba bağışla!” derken bu iki kelime arasına “onları” yazamadı. Çünkü biliyordu ki kendisi de bir günahkardı, diğer insanlar gibi. Çünkü “Baba Bağışla”, kendisini çarmıha gerenler için “Baba onları bağışla” diyen İsa’yı örnek almıştı ama iki durum arasında çok büyük bir fark vardı: İsa’nin günahı yoktu; o yüzden “Baba onları bağışla!” diyebiliyordu. Ama Richard Howard burada hem düşmanları, hem de kendisi için bağışlanma diliyordu. “Baba bağışla!”
Günümüzde bu sözler Barışma Ayini adı verilen bir ibadette kalabalık tarafından tekrarlanıyor:
Herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı (Rom: 3:23)
Ulusu ulustan, ırkı ırktan, statüyü statüden ayıran nefreti
BABA BAĞIŞLA!
Kendilerine ait olmayanları elde etmek için kötü arzuları olan insanları ve ulusları
BABA BAĞIŞLA!
İnsanların emeklerini sömüren ve yeryüzünü kirleten aç gözlülüğü
BABA BAĞIŞLA!
Başkalarının mutluluğunu ve iyiliğini kıskandığımız için
BABA BAĞIŞLA!
Hapisteki insanlara, evsizlere ve sığınmacılara olan umursamamazlığımızı
BABA BAĞIŞLA!
Erkeğin, kadının ve çocukların bedenlerini lekeleyen şehvetimizi
BABA BAĞIŞLA!
Bizi Tanrı yerine kendimize güvenmeye iten gururumuzu
BABA BAĞIŞLA!
Birbirinize nazik ve duyarlı olun, Tanrı’nın Mesih’te sizi bağışladığı gibi siz de birbirinizi bağışlayın.
Comentarios